Aşırı Hız
Temel bir gün
otobanda, Anadol marka arabasıyla gidiyormuş. Aksilik bu ya; arabanın arızalanacağı
tutmuş.Ne yapsın, çaresizce çekmis emniyet şeridine ve beklemeye baslamış.Epey bir
süre bekledikten bir araba hemen yanında durmuş.Son model bir FERRARI ve içinde kara
güneş gözlüklü, saçları jöleli, traşlı ve kısacası varlıklı ve çok zengin
olduğu her halinden belli olan bir adam hafifçe eğilerek seslenmis;
- Hemşerim! İstersen otobanın sonuna kadar seni yedeğe alıp çekeyim.
Temel elbette kabul etmiş.Bağlantıları yapmışlar ve son kontrolleri de yaptıktan
sonra zengin sürücü;
-Arkadaş bak, bende hız hastalığı vardır; eger dalgınlıkla hızımı artırırsam
sen arkadan selektor yaparsın ben de yavaşlarım, olur mu? demiş.Temel buna anlam
verememiş ama yine de "Peki!" demis.
Nihayet yola koyulmuşlar.Önde FERRARI ve arkasında ANADOL bir süre sakince yol
almışlar.Ama bir süre sonra da Temel adamın neden bahsettiğini anlamış.60
km/h.....80km/h.....120km/h.....150km/h derken Temel bakmış olacak gibi
değil.Direksiyon zangırdamaya motordan boğuk sesler gelmeye baslayınca hemen
hatırlamıs ve öndeki sürücüye selektor yapmaya baslamış.Selektoru farkeden
sürücü de durumu anlayıp yavaşlamıs. 150km/h....120km/h.....60km/h. Ancak gel zaman
git zaman bir süre sonra öndeki sürücü yine kendini kaptırıp hızlanmaya
başlayınca Temel bu sefer atik davranmış ve malum .Bu olay birkaç defa daha tekerrür
etmis.Uzun bir süre sakince yol almışlar.Ta ki büyük bir gürültüyle Temel'in
yanından geçip öndeki FERRARI`nin yanına yanaşan son model LHAMBORGINI`nin şöförü
FERRARI`nin şöförüne kapkara gözlüklerinin üzerinden bakıp;
-Kapışalım mı Moruk! 140 km ilerideki benzinciye son varan ilk gelenin deposunu
fuller.Ne dersin ?
FERRARI`nin sürücüsü:
-Pekala, paraları hazırla.Çünkü kaybeden sen olacaksın...demis ve baslamışlar
yarışa ; 80 km/h....120km/h.....200km/h....280km/h....
Tam bu sırada helikopter ile otobanın üzerinde trafik denetleme devriyesi görevini
yapmakta olan Dursun durumu farkeder ve eline telsizi alarak su mesaji geçer :
" Alo...Alo.. Breykk...Uçan Hamsi`den tüm ekiplere...
Şu anda otoyolun 85. mevkiinde seyir halinde olan üç araba otoban emniyetini bozacak
şekilde aşırı hız yapii... Arabaları tanımlıyorum,
FERRARI-LHAMBORGINI-ANADOL....
FERRARI ile LHAMBORGINI kapişii, arkadan ANADOL geçmek icin yol istii."

Avcı Bilmecesi
Adamın biri doktora gitmiş; "Doktor bey, ben 77
yaşındayım ama karım hamile kalmış. Bu nasıl olur?!!
Doktor, "Durun ben bunu size bir avcı bilmecesiyle açıklayayım"
demiş. "Avdasınız ve karşınıza bir ayı çıkıyor. Tam vuracaksınız ama
fişeğiniz bitmiş! Fakat ayı kanlar içinde yere yıkılıyor! Bu nasıl olur?"
Adam: "Başkası fişeklemiştir?"
Doktor: "Bildinizzzz..."

Avcı ve Ayı
Bir gün avcının biri avlanmak için
ormanda dolaşırken karşısına bir ayı çıkar. Avcı hemen tek fişeği olan
tüfeğini doğrultur ve ateş eder. Ayı şöyle bir kendisine bakar, hiç bir yerinde
yara yok. Başını iki yana sallayıp mırıldanarak avcının yanına gider; tüfeğini
elinden alır ve dizinin üzerinde çat diye kırar, sonra da avcıyı bir güzel becerir
orada. Avcı bunu bir türlü içine sindiremez! Çok fena sinirli bir halde kasabaya
gider ve daha iyi bir tüfek alır. O ayıyı bulup öldürmek için bütün gün ormanda
dolaşır ve sonunda bulur! Hemen doğrultur tüfeğini bütün kurşunlarını boşaltır
ayının üzerine. Kurşun yağmuru bittiğinde ayı tekrar başını eğip kendisine
şöyle bir bakar, tek bir yara bile almamış! Yine başını iki yana sallayarak ve
mırıldanır bir halde avcının yanına gider, tüfeğini alıp dizinde kırar ve tekrar
avcıyı bir güzel becerir oracıkta. Artık avcı iyice sinirlenmiştir! Yarın bu işi
bitireceğim diye düşünerek kasabaya gider. Ertesi gün elinde bir bazukayla ormanda o
ayıyı aramaktadır. Ayı karşısına çıkar, avcı doğrultur bazukayı ve ateş eder.
Her taraf ateş içindedir ve duman yüzünden birşey görünmez. Avcı artık ayıyı
öldürdüğünü düşünüp keyifle sigarasını yakar ve biraz önce ayının olduğu
yerdeki dumana bakarak gülümser. Duman biraz azalınca bir de bakar ki ayı kollarını
iki yana açmış ve başını sallayarak kendisine doğru geliyor! "Ulaaann avcı
mısııınnn, ibne misiiinnn "

Boğa
Bir adamla karısı hayvanat bahçesinde gezerken içinde boğa olan bir bölümde
durmuşlar. Çitin önünde; "Bu boğa geçen yıl tam 50 kere
çiftleşmiştir." yazıyormuş. Kadın adama dönüp:
"Bu boğadan öğrenmen gereken çok şey var hayatım, değil mi?"
demiş.
Sonra devam etmişler, bir başka çitin üzerinde; " Bu boğa geçen yıl tam
100 kere çiftleşti." yazıyormuş.
Kadın iç geçirerek; "Bak görüyor musun neler var, değil mi..."
demiş.
Adam homurdanır, devam ederler...
İleride yine bir boğa ve çitin üzerinde şöyle bir yazı; "Bu boğa
geçen yıl tam 365 kez çiftleşti."
Kadın tam ağzını açacakken adam dayanamaz; "Tamam çok güzel de
hayatım, arkadaşa bir sor bakalım hep aynı inekle mi çiftleşmiş!!!"

Büyü
Adamın birisi kendine çok güçlü bir
büyü yaptırmak istemiş. Tutmuş ülkenin en ünlü büyücüsüne gidip durumunu
anlatmış. Ünlü büyücü büyüyü yaptıktan sonra adama demiş ki :
- Şimdi bu büyüyü al ay ışığında havaya doğru salla. Amaaa sakın ola ki
sallarken aklına dişi tilkinin kuyruğunu getirme!!!
Adam :
-Yaktın beni büyücü... Şimdi artık aklımdan hiç çıkmaz ki dişi tilki kuyruğu.

Canlanan Heykeller
Yıllardır iki kahraman
heykeli; biri erkek biri dişi, birbirlerine bakar durumda parkta dururlarmış. Ta ki bir
gün bir melek cennetten gelene kadar. "Sizlere özel bir hediye vereceğim. Yarım
saat için sizi canlandıracağım, siz de bu süre içinde ne isterseniz
yapabileceksiniz." demiş.Melek ellerini çırpar çırpmaz heykeller canlanmış.
Birbirlerine biraz utanarak yaklasmışlar ve hızla parktaki çalılıkların arkasına
koşmuşlar. Kısa bir süre sonra calılıkların arkasından kıkırdaşmalar,
kahkahalar duyulmus, çalılar sallanmış. Onbeş dakika sonra, calılıklardan
çıkmışlar, ikisinin de yüzünde de geniş bir tebessüm varmış. "Onbeş
dakikanız daha var." demiş melek, gözlerini anlamlı anlamlı kırparak. Dişi
heykelin yüzündeki tebessüm biraz daha yayılmış ve erkek heykele dönüp :
"Harika! Ama bu sefer güvercini sen tut, kafasına ben yapayım."

Düşünüş Biçimi
Matematik öğretmeni ilkokul çocuklarına
sormuş :
- Ağaçta 5 kuş var. Birini vurdum kaç kaldı?
Ahmet:
- Hiç kalmaz. Çünkü sesten hepsi uçar!
Öğretmeni bunun üzerine :
- Olmaz öyle şey, diye cevap vermiş.
Burası matematik dersi. 5 taneden biri vurulursa 4 tane kalır. Düşünüş biçimini
beğenmedim.
Ahmet fena halde hırslanmış :
- Ben de birşey sorabilir miyim öğretmenim?, demiş.
Sor bakalım?
- 3 kadın dondurma yiyor: Biri ısırarak, biri yalayarak, biri emerek yiyor.
Bunlardan hangisi evli?
Öğretmen kızarıp bozarmış. Sonunda :
- Bilemem, demiş.
- Emen mi?
Ahmet cevabı yapıştırmış :
- Yoo, parmağında alyansı olan. Ama düşünüş biçiminizi begenmedim.

Golf
Bir Alman, bir Amerikan ve Temel
oturuyorlarmış. Canları çok sıkılıp yapacak birşeyler ararken Alman'ın aklına
bir fikir gelmiş, "golf oynayalım!" demiş. Amerikan ve Temel oynamayı
bilmiyormuş. Alman bunun üzerine oynamak çok kolay deyip anlatmaya başlamış:
"Bunun için bir top, bir sopa ve bir de delik gerekiyor, bende sopa var."
demiş. Amerikan da bende top var demiş ve Alman'la birlikte Temel'e dönüp bakmışlar.
Temel de demiş ki "eee ben oynamıyorum ulan!"

Yardım Masası
Bu bir fıkra değil, WordPerfect'in
yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşması ama, çok güleceksiniz. Bu
konuşma sonrası helpdesk elemanı işinden kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi
kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
- Yardım hattı,
buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yokoldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiçbirşey.
- Hiçbirşey mi?
- Yazdığım hiçbirşey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa programdan
çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
- Bir "hece" mi?..
- Boşverin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?
- Söyledim ya hiçbir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi...Çalıştığını gösteren
küçük bir lamba var mı?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor
olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana
söyleyin.
- Bağlı.
- Harika
- Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz,
yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması
lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına
baksanız....
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...! (Kısa bir sessizlik) Bilgisayarin
kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Şimdi bilgisayarı sokun , aynen aldığınızdaki gibi paketleyin
ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mü?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım"
diyeceksiniz...

Kaplumbağayı Beklemek
Ormandaki
hayvanlardan bir grup, bir doğum günü kutlaması için toplanırlar ve ormanın en
güzel yerlerinden birine giderler. Yiyecekler, içecekler herşey hazırlanmıştır ve
hep birlikte getirdiklerini yemek üzere otururlar ki bir de bakarlar bir sepeti getirmeyi
unutmuşlar. Hadi birisi gitsin getirsin derler ama kimse gitmek istemez. Hemen bir kura
çekerler ve kaplumbağa sepeti getirmek zorunda kalır. Kaplumbağa itiraz eder :
"Ben çok yavaş gidip gelirim, beni beklemezsiniz! ". Hayır derler sen git,
bekleyeceğiz biz. "İnanmam, beni beklemezsiniz siz!" der kaplubağa tekrar.
"Söz verdik sana işte bekleyeceğiz hadi git getir artık!" der diğer
hayvanlar. Kaplumbağa n'apsın, kabul eder gitmeyi ama son bir söz ister : "Ben
gelene kadar hiçbir şeyi yemeyeceksiniz, tamam mı?" Hepsi söz verir ve
kaplumbağa yavaaş yavaş gider...Aradan bir hafta geçer kaplumbağa yok; bir ay geçer,
altı ay geçer kaplumbağa halâ yok! Hayvanlardan biri, "Ben artık
dayanamıyacağım, yiyorum artık!" der ve oturur sofranın başına. Tam o anda
kaplumbağa başını iki yana sallayarak çalılıkların arasından çıkar :
"Beklemezsiniz demedim mi ben size!"

Karateci Temel
Japon'un biri Rize'de bir kahveye girmiş
ve herkese kafa tutmuş: "Var mı aranızda delikanlı, varsa çıksın dışarı!
Temel kalkmış yerinden, kapıya doğru yürümüş, "Çıkıyorum ulan! Görelim
bakalım erkekliğini!" Birkaç dakika sonra Temel, ağzı burnu dağılmış bir
şekilde kahveye geri dönmüş. Peşinden de Japon kasılarak içeri girmis. Temel'i
gösterek demiş ki: "Kore - Teakwon Do!".
Ertesi gün Japon yine gelmis, yine meydan okumuş. Yine Temel'den rest. Ve birkaç
dakika sonra kapıda yine ağzı burnu dağılmış bir Temel! Ve peşinden kasılarak
kullandığı stili açıklayan Japon: "Çin - Kung Fu!"
Ertesi gün yine aynı hikaye...Dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş olan
Temel ve hergün değişik bir stil kullanan Japon: "Japon - Karate!"
Bir sonraki gün Japon yine kahveye gelip, yine herkese kafa tutmuş. Japonun
restini gören yine Temel olmus. Birkaç dakika sonra herkes suratı dağılmış bir
Temel beklerken bu defa Japon her tarafı kanlar içinde kapıda belirmiş! Temel de hemen
arkasından gelmis ve Japon'u gösterek gülümsemiş: "Toyota - Kriko!"

Kadınları Anlamak
Adamın biri
California'da sahil kıyısında yürürken bir şişe bulur.Şisenin mantarını açar
açmaz içinden bir cin çıkar.Cin adama der ki:
"Beni şise içinde hapsolmaktan kurtardın, şimdi benden bir şey dile.
Yalnız iyi düşün! Çünkü bir tek dilekte bulunabilirsin."
Adam düsünür taşınır,
"Ben", der "hayatım boyunca Hawaii'ye gitmek istedim ama beni deniz
tuttuğu için gemiye binemiyorum, uçaktan da çok korkarım.Hawaii'ye gidebilmem icin
bana buradan oraya bir yol yap."
Cin biraz düşünür;
"Bak, bu gerçekten muazzam bir iş" der.
"Okyanusun içine o yolu taşımak için yerleştirilmesi gereken
yüzbinlerce kolonu, o kolonların deniz dibine çakılmasını, daha sonra da yolun
kaplanması icin gereken milyonlarca ton malzemeyi düşün.Gercekten cok zor bir olay.
Normalde ben böyle bir şey söylemem ama gel sen vazgec bu
dileğinden, başka bir dilekte bulun."
Adam tekrar düşünür;
"Peki," der "Hawaii'ye yol dileğimden vazgeçiyorum.Bana kadınları
nasıl anlayacağımı öğret.Onları neler mutlu eder neler mutsuz? Kadınları
gerçekten etkileyip harekete geçiren şeyler nelerdir? Değişik ruh durumlarını
nasıl anlarım?"
Cin sorar :
"Yolu iki şerit mi istiyorsun yoksa dört mü?"

Kuru Fasulye
Bir zamanlar kuru fasulyeye çılgınca
düşkün bir adam varmış. Her kuru fasulye yediğinde üzerindeki etkisi son derece
canlı ve utandırıcı oluyormuş. Bir gün bir kıza rastlamış ve aşık olmus.
Evlenmeye karar verince, kendi kendine düşünmüş: "O çok tatlı ve nazik biri,
buna asla dayanamaz." Böylece büyük bir fedakarlık yapmış ve fasulye yemeyi
bırakmış. Kısa bir süre sonrada evlenmişler. Birkaç ay sonra, işten eve dönerken
adamın arabası bozulmuş, şehirden uzak yaşadıkları için, karısını aramış ve
arabasının bozulduğunu, bu yüzden eve yürüyerek dönmek zorunda kaldığını haber
vermiş. Yolda kücük bir lokantanın önünden geçerken burnuna mis gibi kuru fasulye
kokusu gelmiş. Daha yürüyecek çok yolu oldugu için, eve gitmeden kuru fasulyenin bir
takım kötü etkilerinin yok olacağını düşünmüş ve lokantaya girmiş. Üç tabak
kuru fasulye yemiş. Yol boyunca da... Eve vardığında, fasulyenin etkilerinin sona
erdiğini düşünerek oldukca rahatlamış. Karısı biraz endişeli; ama onu gördüğü
için heyecan ve sevinçle, "Bu akşam sana müthiş bir süprizim var" demiş
ve gözlerini bağlayıp yemek masasının başındaki sandalyeye oturtmuş. Tam
gözündeki bağı açacakken telefon calmış. Karısı, gözünü açmaması için yemin
ettirdikten sonra telefona cevap vermeye gitmiş. Fırsattan istifa de adam
ağırlıgını bir poposunun üzerine vermiş ve bağısaklarındaki basınçtan
kurtulmuş. Hem yüksek sesliymis, hem de çürük bir yumurta kadar olgun. Kucağındaki
peçeteyi almış ve etrafindaki havayı yelpazelemiş hızla. Herşey normale dönmüş
gibiymiş ta ki yeniden bir dürtü gelene kadar. Bu sefer öbür poposunun üstüne
ağırlıgını vermiş ve tekrar koyvermiş. Yine peçete, yine yelpaze... Karısı
döndüğünde, onu o kadar beklettiği için özür dilemiş. Gözünü açıp
açmadığını sormuş ve kocası gözünü hiç açmadıgına yemin etmiş. Bunun
üzerine karısı, gözündeki bağı çözmüş ve büyük sürpriz ortaya çıkmış.
Doğum günü partisi için hazırlanmış masanın etrafinda oniki adet misafir oturmuş
ona bakıyormuş...

Mehmet Onbaşı
Yüzbaşının
çok sevdiği ve güvendiği Onbaşı Mehmet'in cezalandırdığı er, yüzbaşının
karşısında :
-Komutanim benim bir sikayatim var.
-Söyle.
-Mehmet onbasi beni döğdi.
-Git, ben onun cezasını veririm.
-Ama yüzbasim; hem döğdi , hem söğdi.
-Anladım, git cezasını veririm.
-Anama babama laf etti.
-Git cezasını veririz dedik ya!
-Benim anam da yohtir, babam da yohtir.
-Allah rahmet eylesin. Benim de öyle. Sen git anladım.
-Ama yüzbasim, Mehmet onbasi benim anama da laf etti , babama da laf etti. Anam da
yohtir, babam da yohtir. Anam da sensin, babam da sensin.
-Derhal koş, çağır Mehmet Onbaşı'yı buraya!

Ölü Pire
Müşteri otel görevlisini çağırır:
-Odalarımız temizdir, dediniz. Pire filan yoktur, dediniz. Bakın şuna!
Otelci eğilip bakar:
-Evet, o pire ama... Ölü o ölü... Ölü...
Müşteri boynunu büker, otel görevlisi gider.
Ertesi sabah otel görevlisi:
-Nasıl, der, rahat uyudunuz mu?
-Valla uyuyabilseydim, belki rahat ederdim ama... Sizin o ölü pire yok mu!!?
-N'olmuş ki ölü pireye?
-Yoo... Siz haklıymışsınız... Gerçekten de ölüymüş o pire... Fakat cenaze
töreni o kadar kalabalık oldu ki... Eşi, dostu, ahbabı, akrabası, bütün pireler
hazırdı törende...

Papanın Şöförlüğü
Papa son Amerika gezisinde New
Jersey'nin Garden State Parkway'inden asağı koskoca limosuna kurulup geçiyormus.Mevsim
sonbahar, manzara cok hoşuna gitmiş. Şöförüne, "yahu pek cok uzun zamandır
araba kullanmadım.Papazken kullanırdım çok özledim araba kullanmasını.Çaktırmadan
biryerde dur da yer değişelim" demiş. Yer değişmişler.Uzun zamandır araba
kullanmayan Papa yol boş diye bastırmış.İlerde bir yerde trafiğe
yakalanmışlar.Trafik polisi şöför kapısına yanaşmış, Papa da renkli camı
açmış.Trafik polisi beyaz giysiler içindeki papa'yı görünce irkilmiş hiçbirşey
söylemeden arabasına koşmus.Hemen polis radyosundan merkezi aramış.Öyle ya yanlış
bir iş yapıp baltayı taşa vurmak var.
Merkeze "Ben otoyolda birini durdum.Çok ama cok önemli biri olsa gerek.Ama mevzuati
bilmediğimden ne yapacağımı bilmiyorum." deyince merkez: "durdurduğun
kişi belediye başkanı filan mı?" diye sormuş.
Polis "yok daha yüksek " demiş.Bunun
üzerine merkez sormuş: "yoksa senatör mü?". Polis, "yok canım daha
yüksek" deyince merkez "yoksa New Jersey valisini mi durdurdun?" deyince
polis, "Yok canım yüksek daha yüksek" diye heyecanla haykırmış.Merkez
"Dangalak! Koskoca Bush'u limosundaki bayrağı tanımadan durdurdun herhalde!"
deyince polisin kafası atmış, "Bush olsa öpüp de başıma koyacağım, bu
kişinin şöförlüğünü Papa yapıyor Papa !!"

Papazın Papağanları
Kasabanın birinde, bir papazın iki
papağanı varmış. Papağanlar da papaz gibi oldukça inançlı ve dindarlarmış. Sabah
akşam kafeslerinde oturur, sessiz sakin dua ederlermiş. Papazın cemaatinden bir
kadının da iki tane dişi papağanı varmış. Papazın erkek papağanları ne kadar
ahlaklıysa, kadının dişi papağanları da o derece ahlaksızmış! Eve gelen
misafirlerin önünde "Erkek istiyoooooz!" diye bağırırlarmış. Kadın
sonunda dayanamamış, papaza akıl danışmaya gitmiş. Papaz da: "Sen getir onları
bana, benim papağanların kafesine koyayım da ahlâk öğrensinler." Kadın da
almış papaganlarını getirmiş papazın evine. Daha kafese girer girmez dişî
papağanlardan biri: "Hey yakışıklılar! İki ucuz fahişe ister misiniz
kafesinize?" diye sormus. Erkek papağanlardan biri heyecanla diğerine dönmüş ve
:"Lam ooolum! Dualarımız kabuul oldu sonundaaa!!!"

Pire Deneyi
Karadenizli bir bilim adamı pirelerle
deney yapıyor. Pireye "sıçra" diyor, pire sıçrıyor, "zıpla"
diyor, pire zıplıyor. Pirenin kanatlarını koparıyor ve "zıpla" diyor, pire
yine zıplıyor :
Rapor 1: Pire kanatları koparılmış olarak zıpladı.
Bu defa ayaklarını koparıyor ve "zıpla" diyor, pirede hareket yok.Bir daha
"zıpla" diyor yine hareket yok :
Rapor 2: Pirelerin ayakları kopunca kulakları duymuyor.

Polis Köpeği
Adam kırmızı
ışıkta dururken karşıda kucağında köpek olan bir çocugun bir trafik polisinin
paçasından çekiştirdiğini görmüş ve olayı izlemeye koyulmuş.
Çocuk çekiştirdikçe polis sinirlenip "git buradan" der gibi bir
şeyler yapıyormus.Çocuk birazdan tekrar gelip adamın paçasından çekiştirip
köpeği işaret ediyormuş ve bu olay bir kaç dakika devam ettikten sonra polis bir ara
iyice kızmış ve çocugu oradan kovmuş.
Olayı izleyen adam oraya doğru gidip polise çıkışır:
"Ayıp ayıp! Küçücük çocuga nasıl davranıyorsunuz!!!"
Polis adama dönerek:
-Kardeşim sen çocuğun ne dediğini biliyor musun ?
-Yahu küçücük çocuk ne diyecek!?? Herhalde karşıya geçmek isteyecekti...
-Yok yaaa... O çocuk kucağındaki köpeği becermemi istiyor!! Yavrularının Polis
Köpeği olmasını istiyormuş!!!

Potansiyel ve Reel
Çocuğun birisi, matematik dersinden
çıktıktan sonra eve gelir ama kafası karmakarışıktır, potansiyel ve reel
kavramlarını bir türlü anlayamamıştır! Babasına sorar. Babası da madem teorik
olarak kavrayamadın başka şekilde anlatayım bunları sana der ve gidip annesine; bir
milyon dolar karşılığında Robert De Niro ile yatıp yatmayacağını sormasını
söyler. Çocuk sorar; annenin cevabıysa, onunla bedava bile seve seve yatacağıdır.
Tamam der babası, şimdi de git ablana bir milyon dolar karşılığında Leonardo Di
Caprio'yla yatıp yatmayacağını sor der. Ablasının cevabı da annesininki gibi olur,
bedava bile seve seve yatabileceğini söyler. Çocuk bu cevabı da babasına iletince
babası şöyle der: "Eveeet, şimdi elimizde potansiyel olarak iki milyon dolar para
ve iki tane de reel orospu var...Şimdi anlayabildin mi?"

Şamar
Bir yüzbaşı ile
emir eri bir trende yolculuk ediyorlar.Aynı kompartmanda çok alımlı bir kız ile
annesi de var.Başka kimse yok. Bu iki grup birbirlerine çok yakın oturmuşlar.
Derken tren bir tünele giriyor, ortalık kararıyor.Bir öpücük sesi ve ardından çok
şiddetli bir şamar sesi duyuluyor.Tren tünelden çıkıyor. Herkes şaşkın ne oldu
diye birbirine bakıyor.
Genç kız düsünüyor: "Benim yerime annemi öperlerse, işte böyle şamarı
yerler.."
Kızın annesi düşünüyor: "Helal benim kıza; öpüldü ama, hemen şamarı
yapıştırdı."
Yüzbaşı düşünüyor: "Ulan asker kızı öptü, şamarı ben yedim."
Asker gülümsüyor: "İntikamımı aldım,havaya bir öpücük yüzbaşıya bir
şamar:))

Neden Şapkan Yok!
Ormanlar kralı aslanla yardımcısı tilki
ormanda yürüyorlarmış, canı sıkılan kral tilkiye dönüp bana eğlenecek birşeyler
bul demiş. Tilki demiş ki, "Şimdi önümüze ilk çıkana "Senin neden
şapkan yok?" diyelim, sonra da bir güzel dövelim demiş. Aslanın hoşuna gitmiş
ve tamam demiş. Biraz yürümüşler ve karşılarına bir tavşan çıkmış. Aslan
sormuş: "Senin neden şapkan yok?". Tavşan garipsemiş: "Neden sordunuz
ki??". Aslanla tilki, kararlaştırdıkları gibi tavşanı bir güzel dövmüşler.
Biraz daha yürüdükten sonra aslanın gene canı sıkılmış ve tilkiye sormuş:
"Şimdi ne yapalım?". Tilki: " Önümüze ilk çıkandan sigara isteyelim;
eğer filtreli verirse neden filtresiz yok diye, yok eğer filtresiz verirse neden
filtreli yok diye döveriz!". Tamam demiş aslan. Biraz daha yürümüşler yine
aynı tavşan çıkmış karşılarına. Aslan demiş ki, "Bir sigara ver
tavşan!". Tavşan: "Tabi amaa, filtreli mi istersiniz yoksa filtresiz
mi?". Aslan bi süre durmuş öyle, sonra dönmüş tilkiye:"Senin niye
şapkan yok ulan!".

Temel Pazara Dalıyor
Temel bir gün kamyonuyla giderken kamyonun
freni patlıyor ve kamyon gittikçe hızlanarak pazara doğru ilerliyor. Temel şaşkın
ne yapacağını bilmez bir halde bakıyor bir yanda sürüyle insanın olduğu kalabalık
bir pazar bir yanda da bir çocuk! Artık gidebileceği hiç biryer yok! Düşünüyor,
hiç değilse sadece bir kişi ezilsin deyip kamyonu çocuğun üzerine sürüyor.
Ertesi gün gazetelerde manşet: "Temel kamyonla pazara daldı,
onlarca ölü!" Temeli mahkemeye çıkarıyorlar ve hakim soruyor:
"Neden pazara daldın, yapabileceğin başka birşey yok muydu?" Temel
cevaplıyor: "Ben sadece çocuğu ezeyim diye düşünmüştüm ama çocuk pazara
doğru kaçmaya başladı!!!"

Topkapı'da
Hayvansever
bir kekeme birgün Topağacı'nda yürürken yolun ortasında bir at ölüsü görür ve
hemen karakola telefon eder. Polise: "buuurrddaaa biiirrrr aaattt ölllüüssüü
vvaarr!" der.Polis "nerede" diye sorar. Kekeme anlatmaya çalışır:
"Tooooooppp...".Polis: "Topkapı'da mı?" der.
"Haaaayyyııırr!". Polis sinirlenerek telefonu kapatır. Beş dakika sonra
kekeme tekrar arar ve "Buuuuuurrrrddaaa biiiiirrrr aaattt ölllüüüsssüü
vaaaaarrrr!!!" der. Polis tekrar nerede diye sorar. Kekeme:
"Toooooooopp..." diye başlar. Polis yine sinirlenerek telefonu kapatır. Kekeme
bir saat boyunca aramaya devam eder ve hep de aynı şeyleri söyler. Aradan iki saat
geçer ve bu süre içinde kekeme hiç aramas, polis kekemenin artık aramaktan
vazgeçtiğini düşünürken tekrar telefon çalar ve kekeme şöyle der:
"Buuuurrrddddaaaa bbbiiiiiiirrrr aaattttttt ööölllüüüssssüü
vaaaaaarrrrrr!". Polis sıkıntılı bir şekilde tekrar sorar: "Nerede?
Topkapı'da mı?" Kekeme cevaplar: "Eeeevveettttt, oorrrraaaaayyyyyyaa
ggöööööötttüüüürrrdddüüümmmmm."

Yürekli Avcı
Ava çıkmış adam, başına gelenleri
anlatıyormuş :
- Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir ayı çıkmaz mı? Çifteyi
doğrultacak vakit yok!.. Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya. Fakat
ayı peşimde! Benden hızlı koşuyor. Bir ara ayının sıcak nefesini ensemde
hissettim. O kadar yaklaşmıştı. Derken ayının ayağı kaydı, yere düştü...
Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım. Ama ayı toparlandı, kalktı, bana
yetişti. Yine nefesi ensemde... Pençesini uzatsa omzumdan yakalayacak. Allahtan tam o
sırada yine ayının ayağı kaydı, yere düştü.Talih bana gülüyor! Hızımı
artırabildiğim kadar artırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım. Allah sizi
inandırsın arkadaşlar, ayı yine bana yetişti! Yine nefesi ensemde... Şansa bakın...
Ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi!? Serüveni dinleyenlerden biri
dayanamamış:
- Sen de çok yürekliymişsin be kardesim! Hayvan bana üç defa nefesi
enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim.
Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış :
-Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere
düştü sanıyorsun?

Sonraki Sayfa -->>
|