İMPARATORLUĞUN ÇÖKÜŞÜ
 İtalya, 19. yüzyılın sonlarınadoğru, bugün Libya adıyla
anılan Kuzey Afrika'daki Trablusgarp ve Bingazi'yi ile geçirmeyi planlamıştı. O
dönem İngiltere Mısır'a, Fransa da Tunus'a hakim olmuş, İtalya da gözünü
Trablusgarp'a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa'yla yaptığı gizli ve açık
anlaşmalarla Trablusgarp'ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911'de Osmanlı
Devleti'ne savaş ilan etti. 5 Ekim 1911'de Trablus'a asker çıkardı. 20 Ekime kadar
peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti. Osmanlı ordusunun genç
subaylarından bir bölümü Trablusgarp'ı savunmak için gönüllü olarak
Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal,
Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar
arasındaydı. Enver Bey, Trablus'ta yerli Arapları teşkilatlandırarak savunmaya
katılmalarını sağladı ve Askeri birlikleri üç komutanlığı ayırdı.
Trablus Komutanlığı : Kurmay Albay Neşet Bey
Bingazi Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Enver Bey
Derne Komutanlığı : Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal
Seyahati sırasında binbaşılığa yükselen Mustafa
Kemal, 8 Aralık 1911'de Trablusgarp'a geldi. 22 Aralıkta Tobruk Savaşı'nı kazandı.
Derne'de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gören
Mustafa Kemal, 6 Mart 1912'de Derne komutanı oldu. Derne'de başarılı savunma
muharebeleri yaptı.
Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı'nın çıkması
üzerine 15-18 Ekim 1921 tarihleri arasında, Osmanlı-İtalyan delegeleri arasında
imzalanan Ouchy (Uşi) Barış Antlaşması ile sona erdi. Antlaşmaya göre Trablusgarp
ve Bingazi tam bir İtalyan sömürgesi oldu. İtalya bununla da yetinmeyerek, 5 Kasım
1911'de Trablusgarp ve Bingazi'yi topraklarına kattığını dünyaya duyurdu. Gönüllü
subaylar Balkan Savaşında görev almak üzere İstanbul'a döndüler.
BALKAN SAVAŞI (1912-1913)
Balkan Yarımadasında sadece Arnavutluk ve Makedonya Osmanlı Devletinin
egemenliğinde idi. Ama Balkan Devletlerinin hepsi gözünü bu güzel toprak parçasına
dikmişti. 8 Ekim 1912'de Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ birleşerek,
Trablusgarp Savaşı'yla meşgul Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açtılar. Osmanlı
Devleti, Rumeli'de bir tehlike görmediğinden buradaki askerlerin bir bölümünü terhis
etmiş, kuvvetlerini Doğu ve Batı Ordusu diye iki gruba ayırmıştı. Osmanlı
birlikleri Bulgar, Yunan ve Sırp taarruzları karşısında ağır kayıplar verdi.
Yanya, İşkodra dışında Batı Trakya boşaltıldı. 29 Ekim 1912'de Osmanlı
Kuvvetleri bazı bölgelerde başarılı oldularsa da, Çatalca önlerine kadar
çekildiler. 8 Kasım 1912'de Yunanlılar Selanik'i işgal etti. 17 Kasım 1912'de
Bulgarların İstanbul'u almak için taarruzları geri püskürtüldü. 28 Kasım 1912'de
savaşı fırsat bilen Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Balkan devletleri elde
ettikleri başarılardan sonra birbirlerine düşmekteyken, büyük devletlerin araya
girmesiyle 17 Aralık 1912'de Londra Barış Konferansı toplandı. Çıkar
çatışmaları konferansın uzamasına sebep oldu. 26 Mart 1912'de Edirne, Bulgarların
eline geçti. 6 Martta Yanya, 23 Nisan'da İşkodra düştü. 1.Balkan Savaşı, 30 Mayıs
1913'te imzalanan Londra Antlaşmasıyla sona erdi.
Antlaşmaya göre; Trakya'da Osmanlı-Bulgar sınırı Midye-Enez hattı oldu. Trakya,
Edirne Bulgaristan'a, Güney Makedonya, Selanik ve Girit Yunanistan'a, Kuzey ve Orta
Makedonya Sırbistan'a, Silistre Romanya'ya verildi. Arnavutluk'un bağımsızlığı
kabul edildi.
1. Balkan Savaşı'nda istediği toprakları alamadığına inanan Bulgaristan, 29
Haziran 1913'te Yunanistan ve Sırbistan'a saldırdı. Böylece II. Balkan Savaşı
başladı. Bulgar kuvvetleri Yunanistan, Romanya ve Sırbistan askerleri karşısında
yenildi. Osmanlı Devleti de bu fırsatı değerlendirdi. Mustafa Kemal'in kurmay
başkanı olduğu Bolayır Kolordusu, Bulgaristan'a taarruz ederek 15 Temmuz 1913'te
Keşan'ı, 17 Temmuz'da Enez ve İpsala'yı, 18 Temmuz'da Uzunköprü'yü, 21 Temmuz
günü de, Karaağaç ve Dimetoka'yı alarak Edirne'ye girdi. Bulgaristan barış istedi.
29 Eylül 1913'te İstanbul Antlaşması imzalandı. Edirne Osmanlı Devleti'ne geri
verildi. Dimetoka Osmanlılarda kalmak üzere Meriç nehri Türk-Bulgar sınırı oldu.
I. DÜNYA SAVAŞI
1914-1918 yılları arasında yapılan ve dünya tarihinin en kanlı savaşlarından
biri olan I. Dünya Savaşı'nda V. Mehmet Reşat yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu
İttifak Devletleri denilen Almanya (Wilhelm II) ve Avusturya-Macaristan'ın (Franz
Joseph) yanında yer alarak, İtilaf Devletlerine; İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya'ya
karşı savaştı. Savaşın ilk yıllarında Karadağ, Sırbistan, Romanya, daha sonraki
yıllarında da ABD, Japonya, Yunanistan, Belçika, Portekiz İtilaf Devletlerinin
yanında savaşa katıldı. Sömürge durumundaki birçok devlet de dolaylı olarak
savaşta görev aldı.
28 Temmuz 1914'te başlayan I. Dünya Savaşı'na, o dönemde siyasi, ekonomik, sosyal
ve askeri yönden bunalım içindeki Osmanlı Devleti, Almanların ekonomik ve askeri
yardım vaatleri ve İttihat ve Terakki Partisi önderleri Enver Paşa, Cemal Paşa ve
Talat Paşa'nın şahsi kararları sonucunda katıldı. 2 Ağustos 1914'te önce gizli bir
Osmanlı İmparatorluğu-Almanya ittifak anlaşması imzalandı. Aynı gün seferberlik
ilan edildi. Akdeniz'de İngilizlerin baskısından kaçan Goben ve Breslaw (Yavuz ve
Midilli) adlı Alman savaş gemilerinin, 27 Ekim 1914'te Karadeniz'e açılıp Sivastopol
ve Odesa'yı bombalaması üzerine, Rus Ordusu 2 Kasım 1914'te doğudan taarruza geçti.
İngiliz ve Fransız savaş gemileri 3 Kasım 1914'te Çanakkale Tabyalarını topa
tutmaya başladı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu fiilen savaşa girdi. 5 Kasım'da,
İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti. 11 Kasımda bütün
Müslümanların Halifenin yanında düşmana karşı savaşa çağrılması anlamına
gelen "Cihad-ı Ekber" halka duyuruldu.
1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti 2.900.000 askeri silah altına aldı. Dört
yıl süren savaş boyunca 253.000'i Çanakkale Cephesi'nde olmak üzere, toplam 400.000
şehit verildi. 1.050.000 asker de yaralandı veya esir düştü. Osmanlı
İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'nda 9 ayrı cephede mücadele verdi.
30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi.
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1. Dünya Savaşına ilişkin görüşleri
Türkiye Umumi harbe girmeye mecburdu ve mevcut dünya dengesine göre bu giriş
şeklide olandan ve görülenden başka türlü olamazdı. Belki harbe giriş zamanı,
belki kuvvetlerin kullanma tarzları, hulasa bir sürü teferruat tenkit olunabilir. Fakat
esasa diyecek yoktur. Türkiye harbe girerdi ve böyle girerdi. 1922
ÇANAKKALE CEPHESİ
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin en başarılı olduğu cephe
Çanakkale Cephesidir. Dünya tarihinin en kanlı savaşı bu cephede cereyan etmiştir.
İngiltere ve Fransa, müttefikleri Rusya'yla birleşerek savaşın seyrini lehlerine
çevirmek istiyordu. Rus ekonomisi savaşın yükünü kaldıramaz hale gelmişti. İtilaf
Devletleri Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak, Rus Ordusuna gerekli askeri yardımı
ve malzemeyi en hızlı bir şekilde ulaştırmak, Kafkasya Cephesinde bunalan Rusya'yı
rahatlatmak ve Türk Ordusunun geri çekilmesini sağlamak için Çanakkale Boğazına
harekat düzenlediler. İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı'ndan
geçişlerine 18 Mart 1915'te başarıyla karşı konuldu. İtilaf Devletleri donanması
ağır kayıplar verince, Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarıp kara muhaberelerini
başlattılar. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa
Kemal'in komuta ettiği birlik Conkbayırı'nda durdurdu. Bu başarı üzerine, Mustafa
Kemal albaylığa yükseltildi.
General Harrington komutasındaki İngiliz birlikleri 6-7 Ağustos 1915'te tekrar
taarruz etti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal, 9-10 Ağustos 1915'te 1.
Anafartalar Zaferi'ni kazandı Bu zaferi, 17 Ağustosta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta 2.
Anafartalar zaferleri takip etti.
Çanakkale Savaşı'na katılan Türk Ordusu'ndan, çoğu öğrenim çağında 253.000
subay, er ve erbaş şehit oldu. Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlayan İngiliz ve
Fransızlar da, arkalarında Türkler kadar kayıp bıraktılar. 19/20 Aralık 1915'te
Anafartalar ve Arıburnu'ndan, 8-9 Ocak 1916'da Seddülbahir'den kesin olarak çekildiler.
MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :
"10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için
İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler,
hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere
idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım.
Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben
ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız
dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında
olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce
askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak
gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim
ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye
uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta
gökleri yırtıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi
gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük
bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme
götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona
parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik
yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün
akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu
şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı
gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi
Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve
heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.
Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve
Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular."
MEHMETÇİĞİN ÇANAKKALE SAVAŞI'NI KAZINDIRAN YÜKSEK RUH (Kendisi Anlatıyor)
"Bombasırtı Olayı ( 14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde
eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki
mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına
şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne
kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel,
kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en
ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve
Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan
okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde
bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki
ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir
örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek
ruhtur."
DOĞU CEPHESİ
2 Kasım 1914'te Rus kuvvetlerinin Kars'a doğru taarruzuyla cephede savaşlar
başladı. 6/9 Kasım 1914'te Ruslarla Köprüköy savaşı yapıldı. Ruslar yenilince
biraz geri çekildiler. 22 Aralık 1914'te Başkomutan Vekili Enver Paşa'nın çetin
kış şartlarını rağmen Sarıkamış civarında Ruslara karşı yaptığı harekatta
3. Ordu'ya mensup askerlerden çoğu donarak şehit oldu. 60.000 şehit verildi.
1915 yılı baharında Ermenilerle birleşerek güçlenen Rus birliklerinin taarruzu
başarılı oldu. Ruslar, Van ve Malazgirt'i aldılar 22 Temmuzda başlayan karşı
taarruzla Van ve Malazgirt 25/26 Temmuz 1915'te kurtarıldı.
1916 yılında Grandük Nikolas, Rus kuvvetlerinin başkomutanı olunca, Ruslar
Kafkasya'daki kuvvetlerini artırarak taarruza geçtiler. 16 Şubat 1916'da Erzurum
düştü. Trabzon'a da bir kolorduyla ilerlediler. 3. Ordu, Kemah-Refahiye-Tirebolu
hattına çekildi. Mart 1916'da Bitlis, Muş, Van, Hakkari de Ruslar tarafından işgal
edildi. Hükümet, Çanakkale Bölgesinde bulunan 2. Ordu'yu Kazım Karabekir
komutanlığında doğu cephesine kaydırdı. 10 Mart 1916'da atama emrini alan Mustafa
Kemal, Edirne'den Diyarbakır'a kaydırılan 16. Kolordu'nun komutanı olarak, 15 Mart
1916'da Doğu Cephesinde göreve başladı. 7/8 ağustos 1916'da Muş ve Bitlis Ruslardan
kurtarıldı. Yıl sonuna kadar Ruslarla savaşa devam edildi.
1917 yılında Rusya'da iç karışıklıklar başladı. Ekim 1917'de Bolşevikler
devrimle yönetime el koydu. Yıl boyunca Rus birlikleri işgal ettikleri topraklardan
çekildiler. 18 Aralık 1917'de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Mütarekeden
sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu'yu tamamen terk etti. 1917 kışı, hem Türkler hem de
Ruslar için güç şartlarda geçti. Soğuk ve hastalıklar sebebiyle iki tarafta ağır
kayıplar verdi. Daha sonra 3 Mart 1918'de Brest Litovsk anlaşamsı yapılarak Kars,
Ardahan ve Batum'un Osmanlı İmparatorluğu'na bırakılması saptandı.
Rus birliklerinin geri çekilmesi üzerine, savaş sırasında kurulmuş bulunan Ermeni
taburları Türk halkına saldırdı. 3. Ordu Ermeni çeteleriyle savaşmak zorunda
kaldı. Ermeni kuvvetleri bozguna uğratılarak Nisan 1918 sonuna kadar, Kars, Ardahan,
Batum kurtarıldı ve Gümrü'ye girildi.
GALİÇYA CEPHESİ
1914 yılında savaş başlayınca Ruslar Galiçya'yı işgal ettiler. 1915 yılında
Almanlarca takviye edilen müttefik güçler, Rusları mağlup ederek tekrar Galiçya'yı
ele geçirdiler. 1917 yılı Temmuzunda Ruslar Galiçya'da tekrar taarruza geçtiler.
Başlangıçta hızla ilerleyen Rus birlikleri, on gün sonra duraklayarak geri
çekildiler. I. Dünya Savaşı'nda Macaristan'ın kuzeydoğusuna düşen Galiçya
(Lehistan) bölgesinde bir Osmanlı Kolordusu Alman, Macar ve Avusturya kuvvetleriyle
birlikte Ruslara karşı savaştı.
ROMANYA CEPHESİ
Romanya, 17 Ağustos 1916'da bir anlaşma imzalayarak İtilaf Devletlerinin yanında
savaşa girdi. 28 Ağustos'da Avusturya'ya saldırdı. Bunun üzerine İttifak Devletleri
de Romanya'ya savaş açtı.
Almanya Başkomutanlık Karargahı'nda yapılan toplantıdan sonra, 23 Tümenlik bir
kuvvetle İttifak Devletleri Romanya'ya taarruz etti. Bu kuvvet içinde, Türklerin 6.
Kolurdu'ya mensup 15. , 25. ve 26. Tümenleri bulunuyordu. İttifak kuvvetleri, 1917 Ocak
ayının ilk haftasına kadar bütün Romanya'yı ele geçerdi. Türk tümenleri bu
harekatta büyük başarı gösterdi. 6. Kolordu'nun 26.Tümen'i 1917 yılı ortalarında
Filistin'e kaydırıldı. Rus İhtilali'ne kadar Romanya'da kalan 6. Kolordu, 42.000
kişilik mevcudundan 19.100 şehit verdi.
YEMEN - HİCAZ (ARABİSTAN) CEPHESİ
Halk arasında Yemen cephesi adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı
Devleti 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistandaki kutsal İslam şehirlerini korumaya
çalıştı. 7. Kolordu'nun birer tümeni Hicaz, Asir, San'a ve Hudeybe'de
konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah
desteği sağlanamıyordu. 1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar
kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Mekke Şerif'i Hüseyin,
bağımsızlığını ilan etti. Yemen'de İmam Yahya Osmanlılara bağlı kalırken
Asir'de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı.
1917 Şubatı'nda Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı'na atanmak üzere, Şam'a gelen
Mustafa Kemal Paşa, Hicaz'ın boşuna savunulmayıp boşaltılmasını istedi. Manevi
sebeplerden dolayı bu istek uygulanmadı. Komutanlık ataması da yapılmadı. Bin bir
güçlükle Medine'yi, Yemen'i, Asir'in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan
7. Kolordu, Mondros Mütarekesi'nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919'da teslim oldu.
SİNA - FİLİSTİN CEPHESİ
İngilizler 1914 yılı Aralık ayında Türk dostu saydıkları Hidiv Abbas Hilmi
Paşa'yı yönetimden uzaklaştırarak, Mısır ve Süveyş Kanalı'na tamamen egemen
oldular.
Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın, 14 Ocak 1915'te 14.000 deveyle
iki koldan Süveyş Kanalı'na yaptığı harekat (1.Kanal Savaşı) başarılı olamadı.
4 Şubat 1915'te Birüsseba-Gazze'ye geri dönüldü.
1916 yılında Süveyş Kanalı'nı almak için 2. Kanal Harekatı yapılırken, Mekke
Şerifi Hüseyin İngilizlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devletine karşı ayaklandı.
Ayaklanmanın bastırılması için 4. Ordu'dan bir kısım birlikler Hicaz'a gönderildi.
Ordunun geri kalan kısmıysa, Gazze-Şeria-Birüsseba hattında savunmaya çekildi. 1917
baharında İngilizler, Gazze'ye saldırdı. 1. ve 2. Gazze Savaşları yapıldı.
İngilizler Türklerin kahramanca savunması karşısında çekilmek zorunda kaldılar.
Takviyelerini artırmaya başlayan İngilizlerin Filistin Cephesinde toplanmaları
üzerine, Cemal Paşa'nın uyarısıyla Yıldırım Ordularının Irak cephesinde
kullanılmasından vazgeçilerek Filistin ve Suriye'de kullanılması kararlaştırıldı.
Aynı yıl 7. Ordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular
Komutanı General Falkenhayn ile anlaşamadı. Harbin yönetimini tenkit eden iki rapor
yazarak 6 Ekim 1917'de komutanlıktan istifa etti. Savaş hazırlıklarını tamamlayan
İngilizler, 24 Ekim 1917'de 138.000 askerle taarruza başladılar. Birüsseba-Gazze
Savaşı'nı kazandılar. 9 Kasım 1917'de Kudüs düştü.
General Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerinin Mart 1918 başı ile 18 Mayıs
arasındaki Telazur, 1. ve 2. Salt-Amman taarruzları başarıyla durduruldu.
Yığınaklarını artıran ve mevcudu 460.000'e yükselen İngiliz ordusunun 19 Eylül
1918'de Filistin'de başlattığı taarruz hızla gelişti ve Filistin tamamen
İngilizlerin eline geçti.
IRAK CEPHESİ
Bu cephe, İngilizlerin petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla, 15 Ekim 1914'te
Bahreyn'i ve 23 Kasım 1914'te Basra'yı işgali üzerine açıldı. Yerli askerlerle
karışık Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamadı. İngilizler, İran'da Ahvaz'ı
da ele geçerdiler.
20 Aralık 1914'te, Basra'yı geri almak amacıyla cephe komutanlığına atanan, Yzb.
Süleyman Bey askeri aşiretlerden ve gönüllülerden yararlanarak topladığı kuvvetle,
12 Nisan 1915'te taarruz etti. Şuaybiye Savaşında başarılı olamadı ve
Kutülamare'ye çekildi. İntihar etti. İngilizler burayı da ele geçirip Bağdat'ı
almak için, General Townshend komutasında saldırdılar. Türk Kuvvetleri, İngilizleri
Selmanpak'ta durdurdu. Kanlı çarpışmalardan sonra İngilizler, 26 Kasım 1915'te
çekildiler. Kutülamare'de 8 aralık 1915'te kuşatılan İngiliz birlikleri, beş ay
süren bir direnişten sonra 28 Nisan 1916'da teslim oldu. General Townshend dahil 13.399
esir alındı.
1916 yılı başında bir kısım İngiliz birlikleri General Townshend'in yardımına
geldiyse de İran'da Hamedan'a kadar sürüldüler. İngiliz birlikleri 1917 yılı
başında bekledikleri güce ulaştılar. Taarruza geçtiler. 11 Mart 1917'de General
Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat girerken Halil Paşa'nın komutasındaki
Osmanlı askerleri Bağdat'ı boşalttı.
Türk kuvvetlerinin Bağdat'ı geri alma teşebbüsü başarılı olamadı. Samerra'yı
da ele geçiren İngiliz Ordusu, Musul'a doğru ilerlemeye başladı. Bağdat'ı geri
almak için 6. Ordu'yla Halep'te kurulan 7. Ordu birleştirilerek General Falkenhayn
komutasında Yıldırım Ordular Grubu kuruldu. Halep'te hazırlıklar sürerken,
İngilizler Tikrit'e kadar ilerlediler.
1918 yılında aldıkları takviyelerle iyice güçlenen İngiliz birlikleri, petrol
yataklarının bulunduğu Musul'a giremediler. Ancak, ne yazık ki, Mondros
Mütarekesi'nin imzalanmasından üç gün sonra 3 Kasım 1918'de, mütarekeye aykırı
şekilde burayı işgal ettiler.
SURİYE CEPHESİ
Bu cephede faaliyet 1917 yılında
başladı. Halep'te 1917 yılında Bağdat'ı geri almak amacıyla 7. Ordu kuruldu.
Ordunun ihtiyaçları için Almanlardan yardım sağlandı. 6. ve 7. Ordu'dan oluşan
Yıldırım Ordular Grubu kurularak, komutanlığına Alman General Falkenhayn getirildi.
1918 yılında Falkenhayn'ın yerine Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na
General Liman von Sanders atandı. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa idi. 460.000
kişilik İngiliz kuvvetlerinin 19 Eylül 1918'de başlattıkları taarruz Filistin'de
durdurulamadı. İngilizler Suriye'ye ilerlediler ve Şam düştü.
Yıldırım Ordular Komutanı, Halep'te savunma düzeni kurma görevini Mustafa Kemal
Paşa'ya bırakıp, Adana'ya gitti. Mustafa Kemal bir yandan İngilizlerle, diğer yandan
Arap silahlı çeteleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. Halep'in kuzeyinde bir savunma
hattı kurup İngilizler'i durdurmayı başardı. 31 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'nden
bir gün sonra Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı'na atandı.
MAKEDONYA CEPHESİ
Sırbistan'ın İttifak Devletlerince işgali tehlikesi belirince, bir Fransız tümeni
Çanakkale'den getirilerek, 5 Ekim 1915'te Selanik'te karaya çıkarıldı. Bir İngiliz
tümeniyle bir Fransız tugayı da daha sonra bu birliğe katıldı. Böylece Makedonya
cephesi açılmış oldu. 20. Türk Kolordusu ile birtakım Alman ve Bulgar birlikleri
İngiliz ve Fransızların karşısında yer aldı.
1916 yılında İngiliz, Fransız ve Sırp askerlerinin sayıları 250.000'e ulaşınca
10. Türk Kolordusu da 17 Kasım 1916'da cepheye geldi. 10 Aralık 1916'da Yb.Şükrü
Naili Gökberk komutasındaki 50.Tümen Drama civarında düşmanla savaştı. Cephedeki
küçük taarruzların yanında en önemli olay, 11 Aralık 1916'da, Manastır'ın İtilaf
Devletleri'nin eline geçmesidir.
1917 yılı küçük muharebelerle geçti Türk Kuvvetleri Kavala-Serez hattında
savaştı. 27 Haziran 1917'de Yunanistan İtilaf Devletleri safında savaşa girdi. 29
Mayıs 1918'de İngiliz, Fransız, Yunan ve Sırp kuvvetleri büyük bir taarruz
başlattı. Bulgar ordusu yenildi. 29 Eylül'de Bulgaristan, Selanik Ateşkes
Antlaşmasını imzalayıp, savaştan çekildi. Topraklarından İtilaf Devletleri'ne ait
askeri birliklerin geçmesine de izin verdi. İtilaf Devletleri üç koldan Balkanlar'da
ilerlemeye başladı. Bu kollardan biri İstanbul'u hedef almıştı.
ANTLAŞMALAR
TRABLUSGARP SAVAŞI SONRASI
UŞİ ANTLAŞMASI
Trablusgarp Savaşı'nda İtalyanlara karşı başarılı direnişler başlamıştı.
Aralarında Mustafa Kemal'in de bulunduğu genç subaylar, yerli Arapları örgütleyerek
başarılı bir savunma hattı kurmuşlardı. Balkan Savaşları'nın başlaması
nedeniyle bu yetenekli ve genç subaylar İstanbul'a çağrıldı. Bundan sonra, direnme
cephesi çöktü ve İtalyanlar Trablusgarp ve Bingazi'yi rahatça ele geçirdiler. Ege
denizine de bir filo yollayan İtalya, 12 adayı işgal etti. Libya tümden elimizden
çıktı. Bunun üzerine Ouchy (Uşi) kentinde, 15-18 Ekim 1912'de İtalya ile Osmanlı
Devleti arasında barış antlaşması imzalandı. Uşi Antlaşmasına göre, Libya
İtalya'ya bırakıldı. 12 ada ise, Balkan Savaşları sonunda Osmanlı devletine geri
verilecekti. Ama, İtalyanlar sözlerinde durmadılar ve böylece Ege'deki Türk
egemenliği de sarsılmaya başladı.
BALKAN SAVAŞLARI SONRASI
LONDRA ANTLAŞMASI (30 Mayıs 1913)
Osmanlı Devleti'nin isteği üzerine, 17 Aralık 1912'de toplanan Londra
Konferansı'nda, Balkan Devletleri ve onların avukatlığını yapan Avrupa Devletlerinin
(Avusturya, Almanya, İngiltere ve Rusya) istekleri kabul edilebilecek nitelik
taşımadığı için Türk Hükümeti görüşmelerden çekildi. Bu arada, İstanbul'da
da hükümet değişikliği olmuş ve yeni hükümet savaşa devam kararı almıştı.
Devam eden savaşta, Yanya, İşkodra ve Edirne'nin de düşmesi üzerine Osmanlı Devleti
şartları ağır da olsa, antlaşmaya razı oldu. Osmanlı Devleti'nin isteği üzerine
tekrar toplanan Londra Konferansı antlaşma ile neticelendi (30 Mayıs 1913).
Londra Antlaşması maddeleri şöyleydi;
1- Osmanlı Devleti Midye-Enez hattının doğusuna çekilecek.
2- Arnavutluk ve Ege Adalarının durumunu Avrupa'nın büyük devletleri belirleyecek.
3- Selanik, Güney Makedonya ve Girit, Yunanistan'a verilecek.
4- Kavala ile Dedeağaç arasındaki topraklar Bulgaristan'a verilecek.
5- Orta ve Kuzey Makedonya Sırbistan'a verilecek.
BÜKREŞ ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1913)
Balkan Savaşlarının 2.sinde beş devletle birlikte savaşmak zorunda kalan
Bulgaristan, bütün cephelerde yenilerek Antlaşma istemek zorunda kaldı. Bulgaristan
ile diğer Balkan devletleri arasında, yapılan görüşmeler sonucunda Bükreş
Antlaşması imzalandı.
Maddeleri :
1- Bulgaristan, Dobruca ve Silistre'yi Romanya'ya verecek.
2- Manastır, Üsküp, İştip ve Priştine Bulgarlardan alınarak Sırbistan'a verilecek.
3- Bulgaristan, I. Balkan Savaşı sonunda aldığı Selanik, Serez, Drama ve
Dedeağaç'ı Yunanistan'a bırakacak.
Ateşkes Antlaşmaları (mütarekeler) sadece silahlı çatışmaya son vermekte, asıl
barış düzeni barış antlaşmaları ile düzenlenmektedir. Paris Barış Konferansı,
1. Dünya Savaşı sonrası uygulanacak yeni düzeni belirlemeye yönelik çalışmalar
yapmıştır. ABD'nin amacı, özellikle milletlerarası ilişkilerde devamlı barış
sağlayacak ve koruyacak bir milletlerarası teşkilatın kurulmasıydı. Fransa ve
İngiltere, devamlı bir barıştan daha çok, kendi çıkarlarını en iyi sağlayacak
bir düzeni arama çabası içinde, idiler. Fransa'nın bütün amacı, Almanya'yı bir
daha savaş yapamayacak hale getirerek, kıskıvrak bağlamaktı.
Milletlerarası barış düzenini devamlı bir şekilde sağlamak için "Milletler
Cemiyeti"nin kuruluş kararından sonra, ABD diğer sorunlarla pek ilgilenmedi.
Hazırlanan barış antlaşmaları tasarıları, yeniden devletlere bir ültimatom
şeklinde sunuldu ve imzalattırıldı. 1. Dünya Savaşı'na son veren barış
antlaşmalarının baş tarafına, önsöz gibi, "Milletler Cemiyeti Paktı"
metin olarak kondu. Böylece Milletler Cemiyetinin de hukuki ve siyasi yönden kuruluşu
sağlanmış oldu.
İtilaf Devletleri, uzun görüşmelerden sonra Almanlarla 26 Haziran 1919'da
Versailles (Versay), Avusturyalılarla 10 Eylül 1919'da Saint German (Sen Jermen),
Bulgarlarla 27 Kasım 1919'da Neuilly (Nöyyi), Macarlarla 4 Haziran 1920'de Trianon
(Triyanon) barış antlaşmalarını imzaladı.
İSTANBUL ANTLAŞMASI (29 Eylül 1913) OSMANLI - BULGARİSTAN
Balkan Savaşları sonrası, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında yapılan
antlaşma ile iki devlet arasında Meriç Nehri sınır olarak kabul edildi. Bulgaristan,
Edirne ve Dimetoka'yı Osmanlı Devletine bırakmayı kabul etti. Ayrıca bu antlaşma ile
Bulgaristan'da kalan Türklerin her türlü din, mezhep ve ibadet hürriyetleri teminat
altına alındı. Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin batıda ortak kara sınırına sahip
olduğu tek ülke oldu. Türklere azınlık statüsü veren bu antlaşma ile Türkler
Bulgarlarla eşit kabul edildi. Bunun yanında, isteyenlerin dört yıl içinde göç
edebilmelerine imkan tanındı.
ATİNA ANTLAŞMASI
Balkan Savaşları'ndan sonra, Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında, 14 Kasım
1913'de yapılan Atina Antlaşmasında, iki devlet arasındaki en büyük problem olan Ege
Adalarının büyük bir bölümü Yunanistan'a bırakıldı. Girit adası kesin olarak
Yunanistan'a bırakıldı. Yunanistan'da kalan Türk azınlığın hakları da güvence
altına alındı
İSTANBUL ANTLAŞMASI (13 Mart 1914)
OSMANLI - SIRBİSTAN
Balkan Savaşları sonrası, 13 Mart 1914'te İstanbul'da, Sırbistan ile Osmanlı
Devleti arasında yapılan antlaşma ile, Sırbistan sınırları içerisinde kalan
Türklerin ve Türklere ait taşınmaz mallarının durumu düzenlenmiştir.
I. DÜNYA SAVAŞI SONRASI
MONDROS MÜTAREKESİ
30 Ekim 1918 tarihinde, Limni adasının Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin
Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral
Calthorp'un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros
Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. 1. Dünya Savaşını bitiren bu
Antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı
Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletlerine Osmanlı
İmparatorluğunun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni
ile işgal hakkını tanımakta idi.
Mustafa Kemal'in o zaman ifade ettikleri üzere; Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile
kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız
muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara
muaveneti(yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği
takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.
Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının
imzalanmasını beklemeden, Türk Topraklarının taksimine giriştiler. Ateşkes
Antlaşmasının 7. maddesi gereğince, bütün bir memleketin işgali için İtilaf
Devletlerine imkan veriyordu.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:
1- Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz'e serbestçe
geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri
tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin
yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız
İstanbul'da teslim olunacaktır.
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal
terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında
bulundurulacaktır.
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde
herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret
gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade
sağlayacaktır.
10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri
yerlerden geri çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf
Devletlerine geçecektir.
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin
edeceklerdir.(Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına
alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin
kumandanlarına teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim
olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim
olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını
terk edeceklerdir.
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse
nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir,
derhal yerine getirilecektir.
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin
ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri, İtilaf Devletlerinin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir
kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31
günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.
PARİS BARIŞ KONFERANSI (18 Ocak 1919)
1. Dünya Savaşı sonunda barış antlaşmalarını hazırlamak amacıyla, İtilaf
Devletleri arasında yapıldı. Konferansın kararlarına hakim olan beş devlet vardı:
ABD, İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalya. Konferansa esas itibariyle İngiltere ve
Fransa hakim oldu. Konferansa katılan ABD Başkanı Wilson'un amacı, Milletler
Cemiyeti'nin kurulmasını sağlamaktı. İngiltere ve Fransa ise barışı düşünmekten
çok, barış düzeninde kendi çıkarlarını en iyi şekilde gerçekleştirecek yolu
arama çabası içindeydiler.
Fransa'nın amacı Almanya'yı bir daha savaş yapamayacak duruma getirmekti.
İngiltere'ye gelince, esas amacı, Alman tehlikesini ortadan kaldırmak ve Avrupa'nın
dengesini bozucu faktörleri yok etmekti. Toprak ve sömürge taleplerinden vazgeçmek
istemeyen Fransa ve İngiltere, savaş öncesi benimsedikleri Wilson'un İlkelerini
dikkate almadılar.
SAN REMO KONFERANSI
I. Dünya Savaşından sonra, 19 Nisan 1920'de İtalya'nın San Remo kasabasında
Osmanlı topraklarının durumunu belirlemek için bir konferans toplandı.
26 Nisana kadar süren görüşmeler sonunda, Lübnan ve Suriye, Fransızların; Irak,
Filistin ve Musul, İngilizlerin korumasına giriyordu. Doğu Anadolu'da, bağımsız
Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca,
Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan'a bırakılıyordu.
SEVR ANTLAŞMASI
Ana hatları 24 Nisan 1920'de San Remo Kanferansı'nda kararlaştırılan Sevr
Antlaşması, 11 Mayıs 1920'de incelenmek üzere Osmanlı Hükümeti'ne verilmişti.
Antlaşması'nın kabulünü kolaylaştırmak ve Sevr hükümlerini uygulamak üzere,
İtilaf Devletleri'nin teşvik ve desteği ile Yunan ordusu da 23 Haziran 1920'de
Anadolu'da ve Trakya'da saldırıya geçti. Bursa'nın, Balıkesir'in, Uşak'ın ve
Nazilli'nin ardarda işgali ile Sevr'in uygulanmasını sağlamak ve Antlaşma
maddelerinde herhangi bir değişikliğe meydan vermemek bu saldırıda esas amaç
olmuştu.
Sultan Vahidettin'in başkanlığında toplanan Şüra-yı Saltanat 22 Temmuz 1920'de
"zayıf bir mevcudiyeti, mahva tercih edilmeğe değer" görerek Antlaşma'nın
onanmasına karar vermiştir. Tevfik Paşa'nın, Türk topraklarını parçalayan, milli
şeref ve haysiyetle bağdaşmayan bu antlaşmayı imzalamaması üzerine Damat Ferit
Paşa tarafından görevlendirilen Reşat Halis Bey, Hadi Paşa ve Rıza Tevfik
(Bölükbaşı) Bey Sevr Antlaşmasını 10 Ağustos 1920'de imzaladılar.
Sevr Antlaşması'na göre, Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyor, Türk Milleti de
yasama hakkından yoksun bırakılıyordu.
Rumeli sınırımız aşağıda yukarı İstanbul vilayetinin sınır olarak tayin
olunuyordu. Batı Anadolu ( İzmir ve havalisi) Yunanlıları verilecekti. Güney
sınırı ise, Mardin, Urfa, Gaziantep, Amanos dağları ve Osmaniye'nin kuzeyinden
geçmekte ve bu sınırın güneyini Fransa'ya bırakmakta idi. Doğuda Bayazıt, Van,
Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine alan bir Ermenistan, Irak ve Suriye arasında bir
Kürdistan kurulacaktı. Bunun dışında, Türkiye'ye bırakılan topraklar nüfus
mıntıkalarına ayrılmakta; İtalyanlar Antalya ve Konya, Fransızlar Adana, Sivas ve
Malatya bölgesi üzerinde, İngilizler de Irak'ın kuzey kısmında nüfus bölgeleri
tesis ediyorlardı. İstanbul'da ise hükümet ve padişah oturacak fakat, İstanbul
milletlerarası bir şehir olacak, Boğazlar'da ordusu, donanması, bütçesi ve organize
kuruluşları ile bir komisyon bulunacaktı, Türklere bırakılan bölge, hakimiyet
hakkı en ağır şekilde sınırlanmış, Ankara ve Kastamonu vilayetleri ve dolayları
idi. Sevr'e göre, memleket dahilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara
sahip oluyor, vergi vermeyerek, askeri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir
durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden
kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de giremeyecekti.
Devletin askeri kuvveti, her bakımdan sınırlanarak azami miktar 50.700 kişi olacak;
Tank, ağır top, uçak bulunmayacaktı. Askerlik de gönüllü olacak, donanma ise 7
gambot ve 6 torpidodan ibaret olup, donanmada denizaltı da bulunmayacaktı. Diğer
taraftan mali ve iktisadi hükümler, Osmanlı Hükümeti ile Meclisin yetkilerini hiçe
saydıracak şekilde sınırlayıcı ve külfet teşkil eder mahiyette olup, Osmanlı
Devletini İtilaf Devletlerinin müşterek sömürgesi haline, getiriyordu. İngiliz,
Fransız ve İtalyan devletlerinin temsilcilerinden kurulu Mali Komisyon, Osmanlı
devletinin gelir ve giderlerini düzenlemekte ve devletin yetkilerini devletlik sıfatı
ile bağdaştırılmayacak şekilde bağlamakta idi.
Sevr Antlaşması'nın Osmanlı Hükümeti'nce imzalanması, Anadolu'daki milli
mücadele azmini kuvvetlendirmiş, halkın İstanbul Hükümeti'nden ümitlerini kesmesine
neden olmuştur.
Büyük Millet Meclisi 19 Ağustos 1920 tarihli toplantısında, Sevr Antlaşması'nı
imzalayan ve bunu onaylayan Şüra-yı Saltanat'ta bulunanların vatan hiyanetiyle itham
olunarak vatansız sayılmaları kararını aldı. Aynı zamanda Büyük Millet Meclisi
Hükümeti bu antlaşma ile kendini hiç bir surette bağlı görmediğini de ilan etti.
Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Ayrıca,
Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan'a bırakılıyordu.
VERSAİLLES (VERSAY) BARIŞ ANTLAŞMASI
28 Haziran 1919'da imzalanan Barış Antlaşması, Alman Meclisi 9 Temmuz 1919'da,
Almanya üzerinde abluka kalkmadığı ve başka yapılacak birşey olmadığı için,
onayladı.
10 Ocak 1920'de yürürlüğe giren Barış Antlaşması, Bismarck (Bismark)ın
kurduğu Almanya'yı yıkıyor ve yeni bir Avrupa düzeni kuruyordu. Almanya,
Alsace-Lorraine (Alsas-Loren)'i Fransa'ya, Eupen (Öpen), Malmedy (Malmedi) ve Monschau
(Monşo) nun bir bölümünü Belçika'ya, Memel'i yeni kurulan Litvanya'ya, Doğu
Şilezya ve Batı Prusya'nın bir bölümünü Polonya'ya, Yukarı Şilezyanın bir
parçasını Çekoslavakya'ya bırakıyordu. Dantzig (Danzig) serbest şehir oluyor ve
Milletler Cemiyetinin himayesine terkediliyordu. Saar (Sar) bölgesi Fransa'ya
bırakılmakta, bölgenin esas kaderi ise onbeş yıl sonra yapılacak halk oylaması ile
belirlenecekti. Almanya, Ren kıyılarındaki ve Helgoland'da mevcut tahkimatları
yıkacaktı.
Almanya'nın, Çin'deki hakları ve Büyük Okyanus'taki adaları Japonya'ya
devredildi. Almanya, Avusturya ile birleşmemeyi taahhüt etmekte; ayrıca Avusturya,
Çekoslavakya ve Polonya'nın bağımsızlığını tanımaktaydı. Tarafsızlığı
savaş içinde çiğnenen Belçika'nın hukuki bakımdan da tarafsızlığı
kaldırılmakta, Almanya da bunu kabul etmekte idi.
Almanya, mecburi askerliği kaldırıyor, en çok 100 bin kişilik bir ordu bulundurmak
yetkisine sahip oluyordu. Ayrıca, Almanya denizaltı ve uçak da yapamayacaktı. Bütün
gemilerini de İtilaf Devletleri'ne teslim edecekti. Almanya, ödeme kabiliyetinin çok
üstünde bir tamirat borcu ile de yükümlü tutuluyordu. Almanya, ekonomik ve siyasi
bakımdan ağır yükümlülükler altında idi. Birçok Alman da yeni kurulan devletlerin
sınırları içinde kalmıştı. Bu durumun doğal bir sonucu olarak azınlık meselesi,
Barış Antlaşmasının uygulanması ile ortaya çıkmıştır.
SAİNT GERMAİN (SEN JERMEN) BARIŞ ANTLAŞMASI
10 Eylül 1919'da Avusturya ile imzalanan Saint-Germain Barış Antlaşması ile
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanmakta ve toprakları bölüşülmektedir. Bu
antlaşmaya göre, Avusturya ve Macaristan birbirinden ayrı iki devlettir. Avusturya ve
Macaristan toprakları üzerinde yeni bir devlet, Çekoslavakya kurulmuştur. Avusturya,
Macaristan, Çekoslavakya ve Yugoslavya'nın bağımsızlığını tanımaktadır.
Avusturya ayrıca, Galiçya'yı Polonya'ya, Hırvatistan'ı Yugoslavya'ya, Tirol ve
Trieste'yi İtalya'ya, Bukovina'yı da Romanya'ya bırakıyordu.
Avusturya'da mecburi askerlik kaldırılıyor, Avusturya ordusu 30 bin kişiye
indiriliyordu. Avusturya, Almanya gibi ağır ekonomik yükümlülükler altında
bırakılıyordu.
TRİANON (TRİYANON) BARIŞ ANTLAŞMASI
Savaşın sonunda Macaristan'da çıkan ihtilal ve Sovyet Rusya örneği kurulan bir
idare, barış antlaşmasının hemen imzalanmasını mümkün kılmamıştı. Komünist
hükümet, Romanya ve Çekoslavakya'nın askeri müdahaleleri ile düşürüldü.
İşbaşına geçen yeni hükümetle de, 4 Haziran 1920'de Trianon Barış Antlaşması
imzalandı.
Avusturya gibi Macaristan da, I. Dünya Savaşı'nın sorumlusu sayılmakta, bunun
sonucu olarak da büyük arazi kaybına uğramaktadır. Barış Antlaşması ile 3,5
Milyon Macar, yabancı devletlerin boyunduruğuna girmekteydi. Bu antlaşma ile
Macaristan, Presburg bölgesini Çekoslavakya'ya, Bosna-Hersek'i Yugoslavya'ya bıraktı.
Almanya ve Avusturya gibi ağır tamirat borcu ve mali yükümlülük altına sokuluyordu.
NEUİLLY (NÖYYİ) BARIŞ ANTLAŞMASI
27 Kasım 1919'da imzalanan Neuilly (Nöyyi) Barış Antlaşması ile Bulgaristan,
müttefikleri gibi toprak kaybına uğramaktaydı. Bu antlaşma ile Bulgaristan, Güney
Dobruca'yı Romanya'ya, Gümülcine ve Dedeağaç'ı Yunanistan'a, Tsaribrob ile Strumitsa
bölgesini de Yugoslavya'ya bırakmıştır. Antlaşma, Bulgaristan'ın Ege Denizi ile
bağlantısını kesmişti.
Antlaşmaya göre, Bulgaristan'ın Deniz ve Hava kuvvetleri bulunmayacak, ordu mevcudu
da 25 bin kişi olacaktı. Bulgaristan'da da mecburi askerlik kaldırılmaktaydı.
Bulgaristan çok ağır bir savaş tazminatına mahkum ediliyordu.
O DÖNEM
TÜRKİYE
JÖN TÜRKLER
Avrupa'da Meşrutiyet ve Cumhuriyet idarelerinin kurulduğu, bu uğurda hükümdarlarla
halkın mücadele ettiği devrede, Osmanlı Padişahları memleketi hala istibdatla idare
ediyorlardı. Osmanlıda da, Padişah Abdülaziz'in mutlakiyet idaresini yıkıp yerine
meşrutiyet idaresini kurmak isteyenler vardı. Osmanlı İmpartorluğu çöküyordu.
İmparatorluğun Balkan kesiminde bulunan milletler, istiklalleri uğruna sık sık
ayaklanıyorlardı. Memleketin kurtuluşunu meşruti idarede gören bazı gençler,
birleşerek Avrupalıların "Jön Türkler" veya "Genç Osmanlılar"
dedikleri, Yeni Osmanlılar Cemiyetini 1866'da kurdular. Başlıca üyeleri Mehmed Bey,
Reşat Bey, Nuri Bey, Ayetullah Bey, Namık Kemal, Refik Bey, Ziya Paşa, Ali Suavi ve
Agah Efendi'dir. Bu cemiyetin kurulduğu ortaya çıkınca Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşat
Bey Avrupa'ya kaçtılar. Daha sonra, Prens Sabahattin'in daveti üzerine Ziya Paşa, Ali
Suavi ve Namık Kemal de Avrupaya gittiler ve orada gazete, broşür çıkartarak Osmanlı
İdaresi'nin kötü yönetimi hakkında yayına başladılar. Jön Türkler bir süre
sonra yurda döndüler ve birer göreve tayin edildiler. Bu gençler rejimi
yıkamamışlarsa da, Osmanlı İmparatorluğunda, Hürriyet ve Meşrutiyet fikirlerinin
kökleşmesinde büyük rol oynadılar.
II. Abdülhamid'in kurduğu askeri nitelikteki okullardan mezun olan ve Jön Türk
akımından etkilenen genç subayların çoğunluğu da II. Abdulhamid yönetimine
karşıydılar. Gittikleri yerlerde dernekler kuruyor, mücadelelerini gizlice
yürütüyorlardı. Bu mücadeleyi yürüten gençler, tüm gizli dernekleri Osmanlı
Terakki ve İttihat Cemiyeti adı altında
birleştirdiler. İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alan bu cemiyet, Osmanlı
Devleti'nin son zamanlarına kadar yönetimde söz sahibi oldu.
II. ABDÜLHAMİD 
V. Murad'ın yerine tahta geçen, II. Abdülhamid yurttaşların yönetime
katılmalarını sağlayacak bir anayasa kabul ve ilan edeceğine söz vermişti. Nitekim
tahta çıkar çıkmaz I. Meşrutiyeti ilan etti ve bir anayasa hazırlattı. Bu İlk
Anayasa (Kanun-i Esasi) 23 Aralık 1876'da ilan edildi.
Anayasa ilan edildikten kısa bir süre sonra 1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşı
başladı. Osmanlı orduları bu savaşta ağır bir yenilgiye uğradı. Mebuslar
Meclisinde hükümet ağır eleştiriler aldı. Bu hezimetin sorumluları arandı. Bu
tartışmalara kızan II. Abdülhamid Meclisi Mebusan'ı tatil etti.Böylece 30 yıl
sürecek bir istibdat dönemi başlamış oldu. Bu 30 yıllık dönemde, Doğu Rumeli,
Mısır, Girit gibi yerlerin yitirilmesini önleyemedi. Dış borçları ödemeye
çalışan II. Abdülhamid alacaklı devletlerin "Düyun-i Umumiye" adı
altında uluslarası bir örgüt kurarak devlet gelirlerine el atmalarını engelleyemedi.
Bu arada İstanbul'un ve diğer illerin imar işleriyle ilgilendi, ayrıca batı
esaslarına göre eğitim yapan pek çok okul kurdu. II. Abdülhamid'in açtığı
okullarda yetişen yeni kuşak, ülkenin içerisinde bulunduğu durumu hoş
karşılamıyor, istibdat yönetimi altında hiçbir gelişme sağlanamayacağını
savunuyorlardı. Yeni düşünceleri paylaşan diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler
kuruyor ve mücadelesini yeraltında yürütmeye çalışıyorlardı. Bu aydınlara da
Jön Türkler (Genç Türkler) deniyordu. Giderek bütün gizli dernekleri çatısı
altında toplayan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti kuruldu. Sonradan İttihat ve
Terakki Cemiyeti adını aldı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin asker üyeleri, 1908
yılının Temmuz ayında Saraya başkaldırdılar. Padişahın bu hareketi bastırma
girişimleri sonuç vermedi. Sonunda II.Abdülhamid Meşrutiyeti yeniden ilan etti.
Seçimler yapıldı ve parlamento oluşturuldu.
Ancak Meclis-i Mebusan'ın yetkilerinin sınırlı olması bir bunalıma yol açtı.
Ordudaki okullu subaylarla alaylı subaylar arasında bir gerginlik doğdu. 31 Mart
Ayaklanması bu gerginliğin bir sonucuydu. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin merkezi olan
Selanik'ten gelen Hareket Ordusu ayaklanmayı bastırdı. II. Abdülhamid tahttan
indirildi, Selanik'e gönderildi. Balkan Savaşı çıkınca, II. Abdülhamid İstanbul'a
getirildi. 1918 yılında Beylerbeyi Sarayında öldü. Sultan Mahmud Türbesine
gömüldü.
İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ 
Osmanlı İmparatorluğunu 1876-1909 yılları arasında II Abdülhamid yönetmiştir.
1839 Tanzimat Fermanının açtığı dönemde, temel hak ve özgürlüklere kavuşmak
demokratik bir yönetime sahip olmak yolunda, sayısı çok az olan aydınlar arasında
bir özlem belirmişti. II Abdülhamid tahta çıkar çıkmaz tarihimizin İlk
Anayasasını ve I. Meşrutiyeti ilan etti. Bir süre sonra, kendi yetkilerine hiçbir
sınırlama getirmemesine rağmen, anayasayı uygulamadı. Bu ona karşı bir direnmenin
doğmasına yol açtı.
II Abdülhamid, istibdatçı yönetimine rağmen, Türk eğitimine hizmet etmiş
çeşitli okullar açmıştır. Ama bu okullarda yetişenlerin çoğu istibdat yönetimine
karşı direnmişlerdir. Sonunda II. Abdülhamid 1908'de Anayasaya göre meclisi tekrar
toplayacağını ilan etti ve II. Meşrutiyet dönemi başladı. Bir süre sonra çıkan,
31 Mart Ayaklanması sonunda duruma el koyan ordu, bu ayaklanmayı çıkarttığı
gerekçesi ile II.Abdülhamid'i tahttan indirdi.
II. Abdülhamid'i tekrar meşrutiyeti ilan etmeye zorlayan ve onu 31 Mart olayından
sonra tahttan indiren güç, genç asker ve sivil aydınlardan oluşan, başlangıçta
gizli, sonra açık çalışan "İttihat ve Terakki Cemiyeti (Birlik ve İlerleme
Derneği)"dir.
Bu dernek II. Meşrutiyetten sonra siyasal bir parti durumunu aldı. Seçimleri
kazandı. Ama memleketi gereği gibi yönetemedi. Parti ilk önce hükümeti kuramadı.
Perde arkasından ülkeyi yönetmeye kalkıştı. Böylece doğan otorite boşluğu
savaşlara neden oldu. Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa'nın yönetimindeki
İttihat ve Terakki Partisi bu savaşlardan sonra yönetime doğrudan doğruya el koydu.
Ama iş işten geçmiş, Trablusgarp tümden ve Balkan Yarımadasında elde kalan son
yerler yitirilmişti. İttihat ve Terakki yönetimi, ilk kez milliyetçi bir görüşe
sahip yönetim kurmaya çalıştı ise de, deneyimsizliği nedeniyle bunda başarı
sağlayamadı. Sonunda en büyük siyasal hatasını işleyerek devleti I. Dünya
Savaşı'na soktu.
II. MEŞRUTİYET
Dönemin en güçlü devleti İngiltere, Osmanlı devletinin
parçalanmasını onaylıyordu. Alman gizli servisleri bu haberi genç subaylara
ulaştırdılar. II. Abdulhamid'in siyasetini yersiz bulan ve ancak yeniden anayasalı bir
monarşiye dönülmekle yurdun kurtarılacağına inanan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin
asker üyeleri, 1908 yılının Temmuz ayı içinde saraya başkaldırdılar. Padişahın
bu hareketi bastırma girişimleri işe yaramadı. Sonunda, II. Abdülhamid kapalı
bulunan parlamentoyu yeniden toplama kararı aldı. Mebus seçimlerinin yeniden
yapılması kararlaştırıldı. Seçimler yapıldı ve Parlamento 17 Aralık 1908'de
açıldı. 31 Mart Olayı üzerine II.Abdülhamit tahttan indirildi. Anayasada önemli
değişiklikler yapılarak parlamenter sisteme yönelindi. Hükümet meclise karşı
sorumlu kılındı.
31 MART OLAYI (31 Mart 1909)
II. Meşrutiyetin ilanı 33 senelik diktatörlük ile memleketi idare eden
II. Abdülhamid'in işine gelmedi. Abdülhamit, Selanik'ten İstanbul'a gönderilen Avcı
taburları, Ordudan atılan alaylı subaylar arasında geniş bir propaganda yaptırdı.
Askerlere ve subaylara gizliden gizliye para dağıtarak onları kışkırttı; bundan
cesaret alan Avcı taburları Taşkışla'da, subaylarını hapis ederek ayaklandılar.
Adliye Nazırı Nâzım Paşa, Hüseyin Cahit Bey'e benzetilerek, Lazkiye Mebusu Arslan
Bey ile birlikte ayaklananlar tarafından öldürüldü. 11 gün devam eden ayaklanma
Selanik'ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı
HAREKAT ORDUSU
II. Meşrutiyetin ilanından bir sene sonra 31 Mart Olayı olarak bilinen
ayaklanmayı bastırmak için, İttihatçılar Selanik'ten Mahmut Şevket Paşa
Komutasında bir kuvvet gönderdiler. Bu ordunun Kurmay Başkanı Mustafa Kemal'di.
Hareket Ordusu olarak bilinen bu kuvvetler İstanbul'a dört koldan girdi. II.
Abdülhamid'in kışkırtmalarıyla ayaklanan Avcı Taburları'nın bulunduğu kışlalara
kısa bir çarpışmadan sonra hakim olan Hareket Ordusu Yıldız Sarayını kuşattı.
II.Abdülhamid'i tahttan indirerek Selanik'e sürdü
V. MEHMED REŞAD ( 1909 - 1918) 
Abdülmecid'in, Gülcemal Kadınefendi'den 1844 yılında doğan oğludur.
Babasının ölümünden sonra kardeşleri Abdülaziz, V. Murat ve II. Abdulhamid
devirlerinde çok sakin bir hayat sürdü. II. Abdulhamid tahta çıkınca veliaht oldu.
Sessiz sedasız, yumuşak, merhametli ve kibar bir adamdı, mevlevi idi. II.
Abdülhamid'in 1909'da tahttan indirilmesi üzerine ittihatçılar tarafından padişah
ilan edildi. Devri savaşlarla geçti, uysal bir padişah olduğu için pek devlet
işlerine karışmadı. İdareyi ittihatçılara bıraktı. Her dediklerini yerine
getirdi. Devrinde Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya Savaşları oldu. Bütün bu savaşlar
aleyhimize neticelendi. 1. Dünya Savaşının son yılında hastalandı. Kısa bir
müddet yattıktan sonra 1918 yılında öldü. Eyüp'te iskele civarına yaptırılan
türbesine gömüldü.
VI. MEHMED VAHİDETTİN (1918-1926
Son Osmanlı Padişahı Vahidettin, ağabeyi V. Mehmed Reşad'ın ölümü
üzerine, 1918 yılında padişah oldu. İttifak Devletlerinin, galip devletlerden barış
istemeleri üzerine çok ağır şartlar taşıyan Mondros Mütarekesini imzaladı.
Mondros Mütarekesinden sonra işgaller başladı. Anadolu'da işgallere karşı direnişe
geçen milli birliklere karşı Hilafet Ordusu ve Kuvay-ı İnzibatiye birliklerini
oluşturdu. Sevr Antlaşmasını imzalayan Vahidettin, Milli birliklerin Yunanlılara
üstünlük sağlamaları üzerine, İngiliz orduları başkomutanı General Harrington'a
başvurarak İngiltere'ye sığınmak istedi. 17 Kasım 1922 gecesi Malaya isimli İngiliz
zırhlısıyla Malta'ya, oradan da Mekke'ye gitti. İtalya'da Cenova'ya yerleşti. San
Remo'da öldü. Şam'da Sultan Selim Camiinin avlusuna gömüldü
İŞGALLER
İSTANBUL'UN İŞGALİ
12 Ocak 1920'de toplanan Meclis-i Mebusan, 28 Ocak 1920 tarihindeki gizli oturumunda
"Ahd-i Milli" olarak Misak-ı Milli kararlarını aldı ve kararlar bütün
mebuslar tarafından imzalandı. 17 Şubat 1920 tarihli oturumunda da bu kararın basında
yayınlanması ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesi kararlaştırıldı. 15
Mart'ta, Bu gelişmeler üzerine İstanbul'daki İtilaf kuvvetleri 150 Türk aydınını
yakalattı. 18 Mart 1920'de İngilizler, meclisin etrafını makineli tüfeklerle sararak,
toplantı halinde bulunan milletvekillerinden bazılarını tutuklayarak ve sürükleyerek
götürdüler. Böylece şehir fiilen ve resmen askeri işgale maruz kaldı. Bunun
üzerine milletvekilleri meclisin çalışma süresini ertelediler. Böylece, son Osmanlı
Meclis-i Mebusanı düşman süngüsü altında zorla kapatıldı.
Bu işgali, fedakar bir telgraf memuru Manastırlı Hamdi Efendi vasıtasıyla
öğrenen Mustafa Kemal Paşa, derhal bu hareketi protesto ederek, bu işgalin haksız ve
hükümsüz olduğunu bütün dünyaya beyan etti
İNGİLİZ İŞGALLERİ 
İtilaf Devletleri, bir yandan Boğazları işgal ederken, bir yandan da İstanbul'da
karargah kurarak, Osmanlı Hükümetini dolaylı da olsa etki altına almışlardı. Daha
sonra, İngilizlerle Fransızlar planlarına uygun olarak Orta Doğu'yı paylaştılar.
Bir yandan da Anadolu'da kendilerine ayırdıkları bölgelerin stratejik bakımdan
önemli olan yerlerini ufak birliklerle denetim altına aldılar. Fransızlar, Dörtyol,
Mersin, Adana ve yörelerini, Afyonkarahisar İstasyonu'nu işgal etti. İngilizler,
Batum, Antep, Cerablus kentlerini, Konya İstasyonu'nu Maraş, Birecik, Urfa ve Kars
Merkezlerini işgal etti. Maraş ve çevresi daha sonra Fransızlara bırakıldı.
İtalyanlar ise, Antalya, Kuşadası, Fethiye, Bodrum ve Marmaris ile yakın yörelerini
işgal etti. Böylece İtilaf Devletleri, Ateşkeş Antlaşması hükümlerini uygulatmak
için baskı yapabilecek önemli merkezleri ellerine geçirmiş oldular.
| MUSUL |
: |
3 KASIM 1918 |
| ÇANAKKALE BOĞAZI |
: |
6-12 KASIM 1918 |
| İSKENDERUN |
: |
9 KASIM 1918 |
| ANTAKYA |
: |
7 ARALIK 1918 |
| BATUM |
: |
24 ARALIK 1918 |
| KİLİS |
: |
27 ARALIK 1918 |
| ANKARA İSTASYONU |
: |
ARALIK 1918 |
| AYINTAP |
: |
1 OCAK 1919 |
| CERABLUS |
: |
3 OCAK 1919 |
| HAYDARPAŞA İSTASYONU |
: |
15 OCAK 1919 |
| KONYA İSTASYONU |
: |
22 OCAK 1919 |
| TURGUTLU-AYDIN DEMİRYOLU |
: |
1 ŞUBAT 1919 |
| MARAŞ |
: |
22 ŞUBAT 1919 |
| BİRECİK |
: |
27 ŞUBAT 1919 |
| SAMSUN |
: |
9 MART 1919 |
| HARABNAZ VE TELEBYAZ |
: |
16 MART 1919 |
| URFA |
: |
24 MART 1919 |
| MERZİFON |
: |
30 MART 1919 |
| KARS |
: |
13 NİSAN 1919 |
FRANSIZ İŞGALLERİ
| DOĞU TRAKYA DEMİRYOLLARI |
: |
9 KASIM 1918 |
| ÇANAKKALE BOĞAZI |
: |
6-12 KASIM 1918 |
| DÖRTYOL |
: |
11 ARALIK 1918 |
| MERSİN |
: |
17 ARALIK 1918 |
| TOROS TÜNELLERİ |
: |
27 ARALIK 1918 |
| ADANA VE POZANTI |
: |
27 ARALIK 1918 |
| DOĞU DEMİRYOLLARI |
: |
15 OCAK 1919 |
| TURGUTLU-AYDIN DEMİRYOLU |
: |
1 ŞUBAT 1919 |
| ÇİFTEHAN VE AKKÖPRÜ |
: |
3 ŞUBAT 1919 |
| AFYON İSTASYONU |
: |
16 NİSAN 1919 |
İTALYAN İŞGALLERİ
| ANTALYA |
: |
28 MART 1919 |
| KONYA İSTASYONU |
: |
26 NİSAN 1919 |
| KUŞADASI |
: |
4 MAYIS 1919 |
| FETHİYE, BODRUM |
: |
11 MAYIS 1919 |
| MARMARİS |
: |
11 MAYIS 1919 |
| AKŞEHİR (KISMEN) |
: |
14 MAYIS 1919 |
| AFYON |
: |
21 MAYIS 1919 |
| MALKARA |
: |
27 MAYIS 1919 |
| BURDUR |
: |
28 HAZİRAN 1919 |
YUNAN İŞGALLERİ
Yunanistan, 1829 yılında Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılarak bağımsızlığını
kazandı. Sürekli olarak sınırlarını, Türklerden toprak alarak genişletmiş ve 1913
İkinci Balkan savaşı sonunda, Batı Trakya dışında bugünkü sınırlarına
erişmişti. Ege'de de 12 Ada dışında tüm adaları elde etmişti. Yalnız İmroz ve
Bozcaada Osmanlılara bırakılmıştı. Birinci Dünya Savaşı çıkınca, Yunan Kralı
Konstantin tarafsız kalmak istedi ise de azılı bir pan-helenist olan Başbakan
Venizelos, İtilaf Devletleri yanında savaşa girilmesi için uğraşmış, sonunda bunu
başarmıştır. 1915 yılı sonbaharında Yunanistan, Antlaşma Devletleri yanında
savaşa girmiş. Böylece Balkanlarda Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan'a karşı yeni
bir cephe açılmıştır. Savaş bitince Venizelos, yaptığı hizmetten pay istedi. Ona
göre zaten Yunan Anavatanının bir parçası olan Batı ve Doğu Trakya kendisine
verilmeliydi. Ama bu da yetmezdi. Anadolu'nun Ege Bölgesi de Yunanlıların hakkıydı.
Venizelos üstün bir propaganda gücü ile bu yalanları, dünyanın dört bucağına
yaymış Yunan milyarderlerinin de desteği ile, İtilaf Devletleri'nin kamu oyuna
benimsetmeyi başarmıştır.
Yunanlıların işgal ettiği başlıca yerler:
| Uzunköprü-Hadımköy Demiryolu |
: |
9 Ocak 1919 |
| İzmir |
: |
15 Mayıs 1919 |
ERMENİLER
1918 yılında, Osmanlı toprakları dışında kurulan Ermenistan
Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması'nda taraf değildi. Ancak Osmanlı yurttaşı olan
Ermeniler I.Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletlerine yardım etmişti. Savaş
sonrasında da yeni kurulan Ermenistan Anadoludaki Ermenilerle birleşmek ve onların
oturdukları yerleri kendi sınırları içine almak istiyordu. Ama İtilaf Devletleri,
Anadolu'da bir zamanlar Ermeni Yurdu olarak kabul ettikleri yerleri bu Devlete bırakmak
hazırlığındaydılar. Türk birliklerinin Kafkaslardan çekilmesi üzerine, Ermeniler
de Doğu Anadolu'ya ilerleyerek işgallere başladılar. Güneyde ise Fransızlar,
Çukurova'ya Ermenileri yerleştirmek amacındaydılar. Bu durum bölgede şiddetli
çatışmalara yol açtı.
|